[ Contents | Search | Post | Reply | Next | Previous | Up ]
Category: St. John Fisher
From: Unknown
email: balabo3_gm@funkytimes.com
التاريخ: 15 Nov 2008
الوقت: 20:29:15
المستخدم البعيد:
<a href= http://aseeds.one.angelfire.com >transvestite rockstar</a>
Category: Westminster Presbyterian
From: VÌCDAN AZABI ÇEKEN ve ÖGRETÌM ÜYELERÌNÌN CÌNSEL OYUNCAK OLARAK KULLANDIKLARI KARILARINI UYARMAKTAN BAŞKA DA ÇARE GÖREMEYEN BÌR GRUP
email: vicdan_muhasebecisi@derkenar.com
Date: 07 Mar 2006
Time: 09:31:23
Remote User:
8 MART 2006 KADINLAR GÜNÜNDE, YÖK MERKEZÌNÌN ve ANKARA HUKUK FAKÜLTESÌ'NÌN KAPISINA ASILACAK DUYURUYU KAMUOYUNA AKTARIYORUZ <img src=http://www.casascout.net/clients-logos/vicdan.gif><img src=http://gencliginsesi.net/modules/eBoard/images/buttons/turkish/find.gif> ** Mason erkeklerinin kagıt üstünde karısı görünen bayanlar, size sesleniyoruz; Eralp ÖZGEN'in karısı gibi başkaldırın; hergün hergün mason pezevenklerin sesine uyarak onursuzlaşmaktansa birgün dikelip ayaga kalkmasını bilin; yüreginizin sesine uyup kendi gerçek benliginizi geriye kazanmagı deneyin! Gerekçemizi, bir itirafta bulunduktan sonra pekiştirerek açıklayacagız.. Profesör Dr. Eralp ÖZGEN'le ilgili bir itiraf; onun çocuklarının gerçek babaları, biz, beş arkadaş, yani Ankara Hukuk Fakültesi'nden eski ögrencileriyiz... Daha dogrusu karısıyla ve çocukların gerçek babalarıyla ilgili gecikmiş bir açıklamada bulunarak söyleşimize başlayacagız.. Vicdanımız bizleri rahatsız ediyor; artık dayanılır gibi degil... ** Eeey kara ruhlu; karanlık bakışlı YÖK prof'u; kürsü agası Eralp!.. Yetmişli yıllarda karına söz geçiremeyip de onu düdükleyen bazı ögrencilerini yaktın ya; işte o ögrenciler tamamıyla suçsuz, hatta karından da habersizdiler.. Aptal pezevenk, yanlış kimseleri cezalandırdın!... Hedef şaşırtmak için sana mektuplar yazarak o zavallı ögrencilerin adlarını/imzalarını taklit eden bizlerdik... Tam tersine, bizleri masum sanarak ödüllendirdin; fazla not verdin; çünkü rolünü bilincle oynayan bizlerdik... Utanmaz manyak adam, karına sahip olamadın, ilişkilerden tamamıyla habersiz ögrencileri yakarak öç aldın.. Sana profesör diyenin de doçentlik doktorluk unvanını birdenbire prof'luga yükselten 12 Eylül cuntacılarının da, senin YÖK sisteminin de tüm kadro agzına sıçmak gerek!.. Puşt, bunak!.. Bir de Ceza Muhakemeleri Usulü ögretmeni olacaktın ha; gerçekten de bu kürsünün erbabı olsan, o eline geçen sahte mektuplardaki parmak izlerini inceletebilirdin.. Alçak herif, hadi bizler bir şaka yaptik, sana adlar verdik; masumları okuldan attıracagını öngöremedik.. Bir gram olsun çalışmadı mı beyincigin, be aptal adam, karını gerçekten düdükleyen kimse, sana mektup yazıp da kendini ele verir mi; bilmem ne resmi çizer miydi? Cevrende hiç mi normal zekalı bir insan yok; sorsan geberir miydin?! Ìtoglu it!.. Bari, hukuksal inceleme yöntemleri aklına gelmiyorduysa fakülte yönetim kurulunda dertleşseydin; bunu olsun yaoamaz mıydın?!.. Sınav kagıtlarını çalıp da silerek manipule etmen mi gerekirdi; onursuz yaratık?! Öfkemiz, günahsız insanların böyle kolayca yakılıp ögrenciliklerini sona erdirecegine inanamayışımızdan... Ìş o noktaya dek varmamalıydı; biz de o zamanlar doçent unvanı taktırılmış bir kara surat/karabeyinli köpegin bu denli kahpe bir karakter taşıyacagına asla olasılık vermemiştik.. Meger karına kahpe diyenler yanılmışlar; senin çevirdigin dümenleri anlasalar kimin asıl kahpe oldugunu daha iyi bilirlerdi... Karın neden kantin kantin, pub/kulüp, apartman gezmesi diye daire daire dolaşıp boga arardı; haydi bir açıklama daha yapalım.. Cünkü, senin o tik'li gözün yüzünen aynı yataga girmek bir cehennem azabı (kendi anlatımına göre, karanlıkta tik görünmese bile ses çıkaran cinstenmiş, nasıl oluyorsa amına kodugumun sakatlıgı) idi... Tik'ini sikeyim! O zamanlar ECEVÌT'te bile öyle anormal tik yoktu; o hiç degilse ses çıkarmayan cinsten sakattı... Simdi sıkı dur ibne; biliyoruz bir ayagın çukurda, bugünlerde gebereceksin, bari son nefesini vermeden gerçegi bizlerden duy: Yani, gelelim çocukların gerçek babalarına; ömrünün son deminde bunu da ögren: çocuklarının gerçek babaları, bizler, en saf ve zararsız bulup bol not verdigin ögrencileriniz... Al, kanıtları somut; ortada, Ankara Hukuk Fakültesi'nin 1970'li yıllıklarını eline al; istersen ögrenci işleri arşivinden de fotograflarımızı karşılaştır ve tik'li gözündeki yaşları sil; bak, kime daha çok benziyorlar, gör... Hemen bileceksin; o kadar kesin!... Ögrecileri avlayıp okuldan attırmaga harcadıgın enerjini sana sadık karılık edecek bir namuslu insana harcasaydın, çocukların (belki) piç olmazlardı... Ama senin asıl branşın pezevenklik oldugu için, bu anlattıgımız olay, sana anlamsız gelebilir... Belki de herşeyin farkında oldugun bir an gelmişti; hani, sonunda tamamıyla onu başıboş bıraktın ve yazgı'na teslim oldun ya... Fark ettik... Fakat birşeyi de sen fark etmiştin; yaktıgın ögrenciler degil, sınıf geçirdigin ögrenciler, karına geçirmişlerdi... Duble sikildin!.. Namussuz herif; boşansan sana kimse karı olmayacaktı, bunu da biliyordun, çünkü insanlık belirtisinin zerresinden uzak o kapkara surat ve alt torbaları uyuşturucudan kömürleşmiş çakal gözlerle hiçbir normal kadına yaklaşamazdın... Sokaktan satın aldıgın ve seni boynuzlayan ortak karımız dışında... Kırk yıldır bir vicdan azabından sonra gerçek adımızla bu gerçek mektubu bitirirken (sahte mektuplarla karşılaştır ve anlatım karakterinin birebir denk geldigini de gör) uyandın mı, böyle sokarlar senin gibi ibnelere; bir şey daha ekleyecegiz; yemeyenin malını yerler (becerdin sandıgın karılar seni yediler; biz de dolaylı yedik içtik-hesap senden) ve beceremeyenin karısını becerirler! Okuldan attırdıgın ögrenciler, nerededir o kurbanlar şimdi; bilemeyiz; fakat senin nereye gömülecegini biliyoruz; oraya da gelecegiz; o masum kurbanlar anısı için, senin aile mezarına da her fırsatta sıçacagız... Sana bu yaraşır ibne Eralp ÖZGEN!... Tuuh senin o utanmaz suratına, sahip olamadıgın bir orospuyu kantinlerde kucaktan kucaga gezdiriyorlar diye nasıl kıydın savunmasız genç insanlara, utanmaz çakal! Komşu dairelerde, ev gezmelerinde oldugunu sanırken aslında ögrenci evlerinde eglenen karın bile bu vicdansızlıgını öngöremezdi; zaten seni yeterince tanımış olsa, kirli soyadını da taşımazdı; o da bir yerde bir anlamda iblise uymuş; sonuçta, karınla oynaşan kimseler, okuldan sildirdiklerin degil, sildiremediklerindi; bizlerdik...Biz de senin karını gökte bulmadık, bildigin gibi, aslında karının kendisi gelip damlızlık boga arandıgına tanıklarımız da var; bolca...: Tanıklardan beşini verelim: Mehmet ALPTEKİN Hamit KÖSE Mehmet BACAKSIZ, Halis AYTAÇ, Ali TÜRÜDÜ, Bekir İSPİRLİ, Şükrü ELMAS, Mehmet BUĞTEKİN Daha olmazsa tv önünde tartışıp karsılıklı belgeler sergileyelim... Sen yıllarca Ceza Muhakemeleri Usulü derslerinin ögretmeni numarasıyla halkı sömürmedin mi; öyleyse bu branşla ilgili bir ipucu da verelim: DNA testi yaptır... Biliyor musun DNA test'i nedir?! Ha, ondan!.. ______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________ Gelelim Eralp ÖZGEN piçinin piyasaya uygun "sair" pisliklerine... örnekler sayısız; al burdan yak; CHP'ye sızmış namussuz... CHP de pek temiz bir marka degil ya; neyse!.. Uymuş da hani!.. Demokrat numarası, 12 Eylül artıgı birçok YÖK'lünün klasik provokasyonudur!... Görelim, Eralp ÖZGEN "aile dışında" ne gibi pezevenkliklerde bulunmuş... CHP, şeriat tuzağını 8 yıl önce Demirel'e de kurmuş... İslam Özel Sektörünün Geliştirilmesi Kurumu'na yönelik CHP tarafından başlatılan kampanyanın aynısı 8 yıl önce Demirel'e karşı yapılmıştı. Demirel ise 'polemik malzemesi' yapıyorlar diyerek ciddeye almamıştı. CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol'un İslam Özel Sektörünün Geliştirilmesi Kurumu'na ilişkin ağır eleştirileri, aynı konuda 8 yıl önce CHP ile ters düşen 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in "Bunlar enayice laflar ediyor" sözlerini yeniden gündeme getirdi. AK Parti iktidarının Meclis'e getirdiği İslam Özel Sektörünün Geliştirilmesi Kurumu kurulmasına ilişkin tasarı ile TBMM tarafından 1996 yılında kabul edilen İslam Ülkeleri Arası Yatırım ve İhracat Kredi Sigortası Kurumu'nun kurulması şartları büyük benzerlik taşıyor. 28 Şubat sürecine giden bu dönemde, CHP ve DSP "şeriat geliyor" diyerek büyük bir kampanya başlatmıştı. Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel ise TBMM'nin kararını onayladığı için eleştirilerin merkezinde yer alıyordu. Ancak Demirel, bunlara "enayice laflar ediyorlar" diyerek tepki gösterdi. Gazeteci Cüneyt Arcayürek, "Büyüklere Masallar Küçüklere Gerçekler" adlı dizisinin 28 Şubat sürecinin anlatıldığı "Geriye Gidişe İzin Yok" adını taşıyan 10'uncu kitabında bu olayı anlattı. Aklınca efeleniyorlar... 1992'de Demirel'in başbakanlığı döneminde imzalanan bu anlaşmayla ilgili CHP, DSP ve dönemin Barolar Birliği Başkanı Eralp Özgen'in eleştirilerine Demirel, Arcayürek'in kitabında şöyle cevap veriyor:"Türkiye anlaşma yapmış İslam Bankası ile. Tasdik eden kanun diyor ki; 'T.C. Anayasası'nın şartlarının korunması kaydıyla tasdik ediyoruz' diyor. Yani benim önüme gelen şekli, rejimin esaslarını koruyor ve Türk Anayasası'na uygunluğu şartlı kabul ediyor. Uymayan taraflarını kabul etmiyor anlaşmanın. Baro Başkanı (Eralp Özgen) bunu almış enayice laflar ediyor. Yalnız ben ona bir cevap verdireceğim. Şöyle; bunu tasdik ederken bunlara baktık. Hukuk görüşüdür bu, siyasi görüş değil ve bu anlaşmanın şeriata kapı açan bir tarafı yoktur. Aklınca efelendi orada." Kitapta aktarılanlara göre Süleyman Demirel, laiklik konusunda endişe ediyor ve hükümetin yıkılmasını istiyor. Hatta hükümetin yıkılması için çalışanlara yol gösteren Demirel, İslam Ülkeleri Arası Yatırım ve İhracat Kredi Sigortası Kurumu'nun kurulmasıyla ilgili anlaşmanın "şeriat geliyor" şeklinde yansıtılmasını "basit" polemik malzemesi olarak gördüğünü açıklıyor. Demirel, hükümetin yıkılması için daha gerçekçi bahanelerin bulunması gerektiğini anlatıyor. Ankara'dan gazeteci Hamdi ATEŞ rapor etti; 8 Kasım 2004 ______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________ Eralp ÖZGEN gibi sahte demoiakratlar, Kemalist dalgalara da uyar; Kemalist denilen ne varsa, bunlara da sızmış namussuz... Uymuş da hani!.. Kemalist etiketli numaralar, 12 Eylül artıgı birçok YÖK'lünün klasik provokasyonudur!... Görelim, Eralp ÖZGEN "aile dışında" ne gibi Kemalist marka pezevenkliklerde bulunmuş... Deokratik maskeli faşistlere ve sahtekar-ikiyüzlü insan hakları sömürücülerine örnek arayanlar uzaga gitmesinler, sol içine sızmıs Dr. Eralp Özgen, Prof.Dr. Türkan Saylan gibi sahte aydınlara iyi baksınlar!.. Bunlar, sol'un her çeşnisiyle flört eden ve elde ettikleri bilgileri pazarlayan, yakınlarını satan mason alçaklardır... Zaman olmuş CHP'li görünerek CHP'lileri fitnelemiş, zaman olmuş üniversite kürsülerindeki demokratların temizlenmesinde cunta rejimlerine kaldıraç rolü oynamışlar; hatta popülist ve ikiyüzlü bir yaklaşımla ulusçuluğa da sahip çıkmışlardır... Mason lesbiyen sapıklardan Türkan SAYLAN, kadın derneklerinin hemen hepsine üyedir.. Bir insan (normal insan ise) ya "A" cephesindedir, ya da "B"; ya tüzükten yana takımdadir ya da degisiklik isteyen muhalefet grubunda... Hem A ve hem B takımında, forma bile degistirmeden oynayamazsınız; diyen yok!... Elbette, bunlara karsı çıkmayarak gözlerini kapayanlar da o ölcüde onursuz kimselerdirr... ______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________ Karısını ögrencilerine teslim etmekten utanmayan, ona söz geçiremeyişinin acısını masum ögrencileri okuldan attırarak çıkaran ibne'den dogma ibne Eralp ÖZGEN faresinin fotografı: <img src=http://www.barobirlik.org.tr/tbb/album/tbb/onceki/ozgen.jpg> Böyle fareye böyle kadın; elbette ki mutlulugu dışarda arayacaktı: <img src=http://www.skyturkonline.com/images/20050624/kadin-uzgun2.jpg> ______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________ Eralp ÖZGEN'in saklanan bir yönü; mason lobilerinde görev alarak rektör seçimlerinde entrikalara girmesi; örnegin Dicle Üniversitesinde Fiko'ya (Fikri Canoruç’a) kampanya desteginde kirli mason lobisi, bu lobinin elebaşısı olarak da Eralp ÖZGEN var... Diyarbakır-Dicle Haber'den izleyelim: “Jenarötör Fiko” bizim sevdiğimiz lakabıyla “Mardin’li Fiko”, “Kutsal İttifak” içinde yer alan kendi yandaşı kimi menfaatseverlerin başka illere normal kararnamelerle atanmasını da politik maksatlarla sömürebiliyor ve “-bunlar bana yanlış yaptı onun için tayinlerini ben çıkarttım!” diyebiliyordu. Yalan iskelesi, Mardin’li Fiko ve Afyonlanmış Sirk Aslanı Eralp’in çetebaşılığını yaptığı sözde idari kadronun en sık halat attıkları adresti. Diyarbakır’daki birtakım “seçkin komutanların” çeşitli devlet kurumlarına eski rektör Mehmet Özaydın aleyhine rapor hazırlamaları ve asılsız ihbar yapmaları için baskı yaptıkları kanıtlarıyla açığa çıktı. Özellikle Dicle Üniversitesi Kalkındırma Vakfı (DÜKAV) için, eski rektör Özaydın’ı karalayacak şekilde raporlar hazırlanması için “askeri nüfuz” kullanıldığı kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtlandı. Her yıl birikimi ortalama % 100 artan DÜKAV’ın, “piknik alancı” Fiko devrinde kan kaybettiği de bilinen bir başka gerçek!.. Bir general eşi, “hiçbir akademik yeterlilik, şart ve referans aranmaksızın”, Fiko ve onun rektör yardımcısı Mikrobiyolog ve Afyon yutmuş sirk aslanı Eralp Özgen tarafından “tepeden inme” şekilde, Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Bölümü’ne “Yardımcı Doçent” olarak alınarak, önceden sözü verilmiş olan “kadro rüşveti” yerine getirilmişti. “Komutan eşi” ne, hiçbir Yardımcı Doçente yapılmayan desteği yapan ve odasını “paşalara layik” şekilde donatan “soruşturmacı Fiko” ve “afyonlanmış sirk aslanı E. Özgen”, vıcık vıcık şark yağcılığı kokan bu uygulamayla, askeri oligarşinin daha üst kademelerine ulaşabilmeyi amaçlıyordu. ... Bir yandan oligarşinin kucağına oturup öbür yandan da devrimci-demokratlık taslayan bu “şark kurnazları” son Yüksek Askeri Şura kararlarından sonra suçüstü yakalanmış hırsızlar gibi oldular (Özal’ın deyimiyle, k..ç üstü oturdular !). Şark kurnazlığı bile zeka gerektirir, akıl gerektirir. Bunlarda kurnazlık labirentinin ucundaki peynire ulaşacak kadar akıl var mı ? ... Sanki bütün millet enayi, bunlar akıllı ! ... Fikri Canoruç’un şakşakçıları onu üniversitede “kurtarıcı” olarak gösteriyordu. ... (Bir de skeç eklenmiş:) ÖLDÜREN DİYALOG; aynıyla vaki... Jenaratör Fiko Canoruç (JFC), afyonlanmış sirk aslanı Eralp (ASA)’e karşı: JFC: “-Tıp fakültesini sana verdim, batırdin” ASA: “-Ne olmuş babo, battıysa battı!” JFC: “-Döneri sana verdim, kuşa döndü” ASA: “-Hee, döner döner, ne oluy ki? Hemi de gelecek sene daha da beter olicek...” JCF: “-Alıram seni ordan lenn” ASA: “-Alırsen al ne olur kine? İstesam, hastane kapısına kilit bilenem vururem ben loo” JFC: “-Haa, af buyur, nee dedin?” ASA: “-Ben Eralp’im, benim bir çizgim vardır loo” JFC: “-Ne çizgisi babo?” ASA: “Ben entellektuelim, ben Eralpim, herşeyi yaparım. Seni oraya ben getirdim!” JFC: “Fazla gitme ileriye açıktan gel, bi daha benle yemek yeme, kendin ye!” ASA: “- Demek öyle diyisen ha. Ben de seni rektörlükten alırem! Anladın mı kıro? Aha sana!” JFC: “-Ingh.. O zaman kalsın, sonra bir daha düşünürük. Remzi oğlum bize yemek söyle!” ASA: “-Heh he he. Alırsen degil mi? Hadi alsana cicim” JFC: “-Inghh..kem ve de küm..” (ASA, Eral ÖZGEN'dir; Fikri CANORUC'un oraya oturtulmasini saglamisti; indirilmesi icin biraz deokratik tavir, bir secim yett...) ÇIKAR ÇETESİ DAĞITILDI, DÌCLE ÜNÌVERSÌTESÌ, Eralp ÖZGEN aganin ahbap-cavuslarinin ÇÌFTLÌGÌ OLMAKTAN KURTARILDI... Sabetaycı Yapılanma, bir süreligine geriletildi... ______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________ (Yahudi İPEKÇİ klan'ı konusunda bir radyo konuşması dinledik va banda/kayda aldık... Bu radyo konuşmasında konuk yazar M. Şevket EYGÌ'dir... Söz, Eralp ÖZGEN gibilerine gelir, dayanır...) ... Programa katılan bir bayandan, bazı ailelerin, 'Sabetaycı' ilkelere hâlâ sadakat gösterdiklerini de öğrenmiş olduk... Programda 'araştırmacı-yazar' sıfatıyla yer alan Şevket Eygi, makalelerinde izlediği üsluptan şaşmadı ve en kritik sorulara, "Bu yaştan sonra hapse girmek istemem" gibi kaçamak cevaplar verdi. Oysa, tezinin temeli olan "İslâm'a saldıranların bir bölümü Sabetaycı" iddiasını ispat için bir fırsattı program, onu -nedense- kullanmadı... Genellemeler hem bu işle ilgisiz kişileri (sözgelimi Nükhet İpekçi'yi) üzüyor, hem de ithamı yönelttiği kişilerin kimliği kafa karıştırıyor... Şevket Bey, "İslâm'a saldıran iki yüksek hukukçu" sıfatıyla kimleri kast etmiş olabilir? Bu sıfata uyan fazla kişi yok kamuoyu karşısına çıkan... Afyonlu olan ve İslâm'a saldırdığı bilinmeyen Ahmet Necdet Sezer değil herhalde; Konyalı Sami Selçuk da bu tanıma uymuyor... Acaba Danıştay'ın şu yakınlarda emekli olan başkanı Erol Çırakman ile her adli yıl açılışında konuşma yapan Türkiye Barolar Birliği başkanı Eralp Özgen mi bu iki hukukçu? Eygi ithamını açmadığı için doğru cevabı bilemiyoruz... Son zamanlarda konuyu ülke gündeminde tutan şu sırada Gebze'de hapis yatmakta olan Yalçın Küçük oldu. Sonradan kitaplaşan yazılarında, Küçük, Selânik kökenli ailelerin soyadı seçerken veya çocuklarına ad koyarken içinde 'er' veya 'ar' geçmesine dikkat ettiklerini yazdı. Sözgelimi, bir hanım şarkıcı ile reklâmcı ağabeyinin 'dönme' olduklarından kuşkulu Yalçın Küçük... Tabii bu kuralın istisnaları da olmalı; çünkü kamuoyunda 'dönme' bilinen pek çok kişinin ad veya soyadında 'er' veya 'ar' bulunmuyor... (O radyo konuşması sırasinda Yalçın KÜÇÜK, Gebze ya da Haymana cezaevindedir; fakat Eralp ÖZGEN'le ilgili "istisnai" bilgiyi almak başarılmıştır; adında "er" bulunması ender olan "dönme"ler vardır; Eralp ÖZGEN denen mason, bu "ender raslanan" alçaklardan biridir... M. Şevket EYGÌ, deginmekten korkup kaçındıgını dile getirmiş olsa da; sonunda konu netlige ulaşmıştır...) ** Dünya Kadınlar Günü'nde bir mason hanımı olarak kürsüye yakın oturan bayana bakıyoruz; aaa, Ankara Hukuk Fakültesi'nde ögrenciligimizde yedi tane yatakaneyi hoşnut eden bir figür; Eralp ÖZGEN'in kagıt üstündeki "eşi"... Eş?! Ne iş!... Ìşin temeli, kadın ona sokaktan gelmişti; Eralp ÖZGEN'in alttorbaları zifti kara gözlerine vurularak degil, parası için gelmişti; Eralp ÖZGEN'e gelince o da gözü kapalı bir hayvan degildi, elbette, çok şeyin ayrımındaydı; ama pezevenklik onun karakteri oldugu için kadının kırdıgı cevizlere çıt çıkaramıyordu... Evde en fazla tepki olarak kediyi tekmeliyordu; fakültede ögrencilerin silinmesi için uydurma gerekçeler üretiyordu; çaldıgı sınav kagıtlarını manipule ediyordu... Bu arada ilginç bir gelişme oldu; Eralp ÖZGEN'in geçmişini ögrendik; babası da pezevenkmiş; Ankara Bentderesi genelev agalıgından emekli olmuş... O da kızı/torunu yerinde kadınlar getirir; sonra da böyle dis geçiremeden rezil olurmuş.. Ne diyor gerçek hukuk ögretmeni FÌŞEK ; "Elma, agacının dibine düşer!" ** Karısı, geceleri Eralp ÖZGEN'i yalvartır; vermez; kıçını döner ve yakışıklı ögrencileri (bizleri) düşlerdi: <img src=http://mydvdlist.nkino.com/bulletin/movieimage/20727.jpg> Yaşamımda iki kadını, cinsel gereksinimim bakımından çok sevdim; bedensel anlamda; biri, Cebeci ögrenci yurdumda düşlerimi ve banyomu süsleyen Müjde AR, ikincisi de Eralp ÖZGEN'in deneyimli karısı; anılarını afişlerde yasatıyorum; bu afişi bundan dolayı saklıyorum: <img src=http://www.moviemeter.nl/images/covers/29000/29050.jpg> Ìlginçtir; konuyu, öteki profesörler de biliyordu ve bir ara Milliyet'te yazarlık deneyen Hukuk Fakültesi eski Dekanı Profesör Tugrul ANSAY'la gazete girisinde karşılastıgımda o da sözü döndürüp dolaştırıp Eralp ÖZGEN'in "Müjde AR, herkese var" cinsi karısına getiridi; iç çektikten sonra söyle dedi: "Geçmiş zaman olur ki hayali orgazm eder"... <img src=http://ekart.e-kolay.net/images/dogum_08.jpg> Bu igrenç bakışlı ibne Eralp ÖZGEN, bizim ögrenciligimizde doçent idi.. Uzun yıllar doçent kalmanın ezikligi altında hörgücü çıkmıştı ki, 12 Eylül Faşizmi ve YÖK şebekesi bunun can simidi oldu. Faşist cunta ve yavrusu YÖK, Eralp ÖZGEN gibi uzatmalı doçentlere "kapıkulu bahşişi" verdi; lagımfareleri de profesör oldular.. O günden beridir tik'li şaşkın, rotasını iyice şaşırmıstır, iki gözünü de kırpar; hatt tik sakatlıgı, dansözlüge dönüşmüş; bir o yana bir bu yana her yanıyla kıvırmakta uzmanlaşmış, girmedigi boya, sızmadıgı delik kalmamış... Sonu hayırlı degil pezevengin; öngörmek için münecim olmaga gerek yok; komsularına sorun, bak daha neler neler diyorlar!.. ** KADINLAR GÜNÜNDE, HÌÇBÌRŞEY YAPAMAMAKTANSA BÌRŞEY YAPMIŞ OLAN, EN AZINDAN YÖK PROF'U MASON AGALARININ BOYNUZUNA BOYNUZ EKLEYEN KADINLARI YENÌDEN SEVGÌYLE KUCAKLAYIP KUTLUYORUZ! ** <img src=http://www.ahirzaman.net/images/vicdan.jpg> VÌCDAN AZABI ÇEKEN ve ÖGRETÌM ÜYELERÌNÌN CÌNSEL OYUNCAK OLARAK KULLANDIKLARI KARILARINI UYARMAKTAN BAŞKA DA ÇARE GÖREMEYEN BÌR GRUP <img src=http://www.derkenar.com/resim/kim2.jpg> vicdan_muhasebecisi@derkenar.com